Puanlar.net Hoşgeldiniz, 24 Haziran 2018

Ural-Altay Dil Ailesi

Ural-Altay Dil Ailesi

1.URAL-ALTAY DİLLERİ

Ruslara tutsak olarak 13 yıl kadar Sibirya’da kalan İsveçli subay Ph. J. Von Strahlenberg’in ve ayrıca Messerschmidt’in incelemeleri, bu konuda bilim dünyasında öncülük etmiştir. Strahlenberg, 1730’da Stockholm’de yayımladığı “Der Nord und östliche Theil von Europa und Asia” adlı yapıtında Volga boylarında ve Sibirya’da yaşayan Türk lehçelerini incelemiş, değişik dil ve lehçelerden 60 kadar sözcüğü karşılaştırmış, doğu Asya’dan kuzey Avrupa’ya uzanan dilleri şu 6 öbekte toplamıştır:

1.Fin-Uygur,

2.Türk-Tatar,

3.Samoyed,

4.Moğol-Mançu,

5.Tunguz,

6.Karadeniz-Hazar arasındaki diller.

Elliden fazla alt dile/lehçeye ayrılan Altay dillerinin en büyük kolu Türkçe, en küçük kolu da Mançu-Tunguzcadır. Altay dillerinden birini konuşan toplulukların kurduğu devletler yanında Çin, Rusya, balkan ülkeleri, İran, Irak, Suriye, Ukrayna, Afganistan, Batı Avrupa ülkeleri, Avustralya, Ermenistan, Lituanya, Moldova, Polonya, Tacikistan, Yunanistan vb. ülkelerde de Altay dillerinin alt dilleri/lehçeleri konuşulmaktadır.

Mevcut pek çok eserde genel olarak Türkçenin Ural-Altay dillerinin Altay koluna mensup olduğu dile getirilir. Ancak artık çok eskimiş olan bu görüş yanlıştır. Ural-Altay dilleri diye ispatlanmış bir dil ailesi yoktur. Başka bir ifade ile Fince, Macarca, Samoyedce vb. irili ufaklı bir yığın dil kendi aralarında bir aile oluşturmakla birlikte Ural dilleri Altay dilleri ile akraba değildir.

 

Strahlenberg’in böylelikle Ural-Altay dil grubunun ilk taslağını çizdiğini görüyoruz. Günümüze gelene kadar gerek Ural ve Altay kümeleri, gerekse bu kümelerden her biri üzerindeki çalışmalar, bu kümeler arasında kesin bir akrabalık ilişkisinin varlığını ortaya koyamamış olmakla birlikte Türk dili yine de genellikle Ural-Altay dil grubu içinde sayıla gelmektedir.

Ural ve Altay dil öbekleri arasındaki akrabalık ya da ilişkiler konusu aydınlatılamamış olmakla birlikte, bu konu üzerindeki çalışmalar bütünüyle bir yana bırakılmış da değildir. Altayistik çalışmalarının yoğunluk kazandığı günümüzde, bu alan üzerinde devamlı olarak çaba harcayan Uluslar arası Sürekli Altayistik Konferansı, son oturumunda ana konu olarak “Ural-Altay dil yakınlığını seçmiştir. Bir bölüm bilginleri, Ural ve Altay dil kümeleri arasında bağlar bulunduğu görüşüne götüren özellikleri şöyle gösterebiliriz:

Her iki öbekteki dillerde ünlü uyumu vardır. Bağlantılı olan bu dillerde kimi ekler hem çekim sırasında eylemlerde hem de sözcük türetmede kullanılmaktadır. Bunlar dışında birtakım ses, sözdizimi ve yapı benzerlikleriyle sözcük benzerlik ve eşliklerini de gösterebiliriz.

Altay dillerinin kendi aralarındaki yakınlık ve benzerlikleri konusunun daha 19. Yüzyılın ortalarında ciddi bilimsel incelemelerle ele alındığını görüyoruz. Finlandiyalı bilgin M.A. Castren, kendi dili üzerindeki çalışmalardan başka Altay dillerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine yönelmiş, bu dillerdeki kişi adılları üzerinde durmuştur. De affixis personalibus linguarum altaicarum adlı doktora tezinde (Helsinki, 1850) bilgin, Altay dillerindeki kişi adılları arasındaki yakınlığı ortaya koymuştur:

Türkçe  Moğolca  Tunguzca  Mançuca Fince

ben       bi             bi                bi           miné

sen       çi              şi                si            siné

 

Castrén ‘den bu yana yapılan çalışmalar Altay dillerini birbirine daha çok yaklaştırmış, son yıllarda Altayistik, Türkçeyi ve öteki Altay dillerini içeren geniş bir araştırma alanı olarak ortaya çıkmıştır.

Altay dilleri içinde birbirine en çok yakınlık gösteren, Türkçeyle Moğolcadır. Moğolcanın Türkçeyle biçim, söz varlığı, sözdizimi açısından birçok yakınlıkları vardır. Kimi ekler her iki dilde eştir. Örneğin iyelik gösteren –i (Ahmet’in evi, atı kullanımlarında olduğu gibi), -a/-e yönelme durumu eki bu arada sayılabilir. Özne-tümleç-yüklem sırası da aynıdır.

Söz varlığı açısından Türkçeyle Moğolca arasındaki eşlik ve benzerliklere birkaç örnek verelim: Organ adlarından kulak, Moğolcada qulagu’kulak’, ’kulak kiri’biçimindedir: omuz, omurugun ‘göğsün üst bölümü’ biçimine dönüşmüştür; saç, saçug biçiminde ve ‘alın perçemi’ anlamındadır. Topuk’u Moğolcada toyik olarak görüyoruz. Bu örnekleri kolaylıkla çoğaltabiliriz. İnek, öküz, buzağı, teke, koyun, koç, kuzu… gibi hayvan adlarındaki yakınlık ve benzerlikler; anlamak, yapmak, etmek, çağ, yıl, katı, güç, güçlü gibi soyut kavramların karşılıklarındaki yakınlıklar; yeşil, sarı, kara, gök gibi renk adlarındaki ortaklıklar küçümsenecek nitelikte değildir. Buna sayı adlarında ilk bakışta belli olmayan yakınlıkları da ekleyebiliriz.

Altay dillerinin en önemli ortak özelliklerinden biri, ünlü uyumudur. Birkaç lehçe dışında, bu dillerde ünlü uyumu egemendir; hiç değilse bunun izlerine rastlanır. Sesle ilgili ve bütün Altay dillerinde ortak olan bir başka nitelik ise bu dillerin ünlüler yönünden ünsüzlere oranla daha zengin oluşudur. Sözcüklerin çift ünsüzle başladığı da görülmez.

Biçim açısından Altay dillerinin en önemli özelliği, bu dillerin bağlantılı oluşudur. Çekim ve sözcük türetme, soneklerle sağlanır.

Altay dillerinde cinsiyet(genus) olmadığı için sözcükler biçim değişikliğine uğramaz. Sayı sıfatlarından sonra gelen adlar genellikle çoğul değil, tekil olarak kullanılır(beş elma, yedi ağaç gibi)

Altay dillerini ses ve biçim açılarından karşılaştıran bilginler, bu diller arasındaki ilişkileri ortaya koymaya yönelen birtakım ses yasaları ve biçim değişmelerini de göstermişlerdir. Bunlardan biri, Schott’un saptadığı z>r değişmesidir (rotasizm, r’leşme). Başka bilginlerin de pek çok örneğini gösterdiği bu olayda Türkçe sözcüklerdeki /z/nin Moğolca Tunguzca ve Çuvaşçada /r/ biçimine dönüşmesi söz konusudur: Türkçe buzağu, Moğolca biragu, Çuvaşça pirü; Türkçe öküz, Moğolca üker, Tunguzca ukur, hukur, Çuvaşça vıgır gibi.

Lambdaizm (l’leşme) adı verilen bir başka olay da aynı yakınlığın tanıkları arasında gösterilmiştir. Genel Türkçedeki /ş/ sesi Çuvaşça ve Moğolcada /l/ ye dönüşmektedir: Türkçe taş, Çuvaşçada çul, Moğolca çilagun; Türkçe tiş(diş), Çuvaşça şıl… gibi.

Bu diller arasında sözdizimi açısından yakınlık ise öznenin başta, yüklemin sonda oluşudur.

Kore dilini Altay dillerinden biri olarak benimseyen bilginler de az değildir. Bilginleri bu yargıya götüren kimi ses, biçim yakınlıklarıyla sözcük eşlikleridir.

Japoncanın bir Altay dili olup olmadığı sorunu da tartışmalıdır. Bu dilin Altay dilleri içinde sayılması gerektiğini savunanların görüşü, Japoncanın bağlantılı bir dil olması, sözdizimi ve yapı bakımından Altay dilleriyle yakınlık göstermesine dayanıyor. Aşağıda aldığımız Japonca bir tümce, yalnızca sözdizimi ve biçim benzerliğine değil, aynı zamanda bu dilin Türkçede olduğu gibi, ilgi adılına gereksinme göstermeyen anlatım biçimine tanıktır, kanısındayız:

 

“Sokakta           giden           adamı          gördüm”:

Töri      -wo           aruku          hito   -wo      mi/masi/ta

(sokak) (akk.)       (part.)                   (akk.)     gör. geçmiş zaman

 

Japoncada tıpkı Türkçede olduğu gibi kişi adılları sık kullanılmaz. Türkçede nasıl çoğu kez “o evine gidiyor” yerine “evine gidiyor”, ”ben dün Osman’ı gördüm” yerine “Osman’ı gördüm” diyorsak Japoncada aynı türden bir anlatıma gitmektedir.”olmak” ve “malik olmak” kavramları birer eylemle değil, ayrı birer sözcükle anlatılır. Benzerliklerden biri de kalma durumu ekinin Türkçede olduğu gibi de oluşudur.

Altay ve Ural dilleri arasındaki yakınlıklar üzerinde son yapılan çalışmalarda yeni birtakım tanıklar ortaya konmaktadır. Bunlardan birinde B.Collinder, Ural ve Altay öbekleri arasında eşlik gösteren sayı adları üzerinde durmakta, a-e uyumunun tipik bir Ural-Altay dil değişmesi olduğunu belirtmekte, her iki grupta eş olan kimi ekleri topluca incelemektedir. Örneğin Köktürkçedeki –da~-de, -ta~-te eklerinin Moğolca ve Mançucada aynı görevle yaşadığına değinen bilgin, Norveç lapçasındaki karşılıklarında görev açısından koşutluğa da dikkati çekiyor. Türkçedeki –ga~-ge, -ka~-ke ekinin Moğolcada, Tunguzcada, Mordvincede, Lapça ve Selkupçadaki karşılıklarıyla görev ve biçim açısından yakınlıkları ortaya koyuyor.

Altay dil akrabalığına inanan N.Poppe, Türkçenin Eski Türkçeden önceki evresini şöylece göstermektedir:

                                                        Ön Türkçe (pre-turkic)
Proto ÇuvaşçaProto Türkçe
ÇuvaşçaBugünkü Türk Dilleri

 

Bu konuda Poppe’den önce de birçok varsayımlar ileri sürülmüş, birçok sınıflamalar yapılmıştır.

Ahmet Caferoğlu, Türkçenin evrelerini şöylece sıralamaktadır:

  1. Altay devri= Türk-Moğol dil birliği,
  2. En eski Türkçe devri=Proto Türk dil birliği,
  3. İlk Türkçe devri,
  4. Eski Türkçe,
  5. Orta Türkçe,
  6. Yeni Türkçe,
  7. Modern Türkçe.

Bugünkü Türk lehçelerinin sınıflandırılması konusunda pek çok denemeye girişilmiş, değişik görüşler değişik ölçütlerle farklı sınıflamalar yapılmıştır. Bunlardan bir bölümü, lehçelerin ses, bir bölümü sözvarlığı yönünden özelliklerine dayanmışlar, kimi bilginler de yeryüzündeki dağılışı temel tutmuşlardır. Başlıca lehçeler:

W.Radloff’un Güney adı altında ele aldığı Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan, Kırım, Gagavuz (Besarabya) ve Türkmen lehçeleri çeşitli bakımlardan birbirlerine daha yakındırlar. L.Ligeti’nin oğuz grubu adı altında topladığı bu öbek içinden Türkmen lehçesi, başlıca Türkmenistan’da konuşulur. Azeri lehçesi ise İran ve Rusya Azerbaycan’ında yaşamaktadır.

Bunlar dışında Özbek (Çin tataristanından hazer kıyısına kadar) Kırgız, Karakalpak, Başkurt gibi pek çok lehçe vardır. Çuvaş ve Yakut lehçeleri bunlar arasında en çok farklılık gösterenler olup Türkçenin birer lehçesi oldukları, ilk bakışta ancak uzmanlarca anlaşılabilen, ayrı birer dil görünümü almış lehçelerdir.

Yakın zamanlara kadar Azeri Türkçesinin bir ağzı olduğu sanılan ve İran topraklarında konuşulan Halaç Türk lehçesinin bilinen lehçelerden herhangi biriyle ilgili olmayan, kendine özgü nitelikleri bulunan bir lehçe sayılması gerektiği, G.Doerfer ve öğrencilerince ortaya konmuştur. (Aksan, Her Yönüyle Dil)

Elliden fazla alt dile/lehçeye ayrılan Altay dillerinin en büyük kolu Türkçe, en küçük kolu da Mançu-Tunguzcadır. Altay dillerinden birini konuşan toplulukların kurduğu devletler yanında Çin, Rusya, balkan ülkeleri, İran, ırak, Suriye, Ukrayna, Afganistan, batı Avrupa ülkeleri, Avustralya, Ermenistan, Lituanya, Moldova, Polonya, Tacikistan, Yunanistan vb. ülkelerde de Altay dillerinin alt dilleri/lehçeleri konuşulmaktadır.

Mevcut pek çok eserde genel olarak Türkçenin Ural-Altay dillerinin Altay koluna mensup olduğu dile getirilir. Ancak artık çok eskimiş olan bu görüş yanlıştır. Ural-Altay dilleri diye ispatlanmış bir dil ailesi yoktur. Başka bir ifade ile Fince, Macarca, Samoyedce vb. irili ufaklı bir yığın dil kendi aralarında bir aile oluşturmakla birlikte Ural dilleri Altay dilleri ile akraba değildir.(Güzel, Türk Dili Ders Kitabı)

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
WhatsApp
Taban Puanları için tıklayınız.