Puanlar.net Hoşgeldiniz, 23 Haziran 2018

Modernizimde Köy ve Şehir

Modernizimde Köy ve Şehir

MODERNİZMDE KÖY-ŞEHİR AYRIMI

Her alanda olduğu gibi Sosyoloji’de de temel konunun daha iyi incelenebilmesi için bazı ayrımlar yapılmış ve toplum farklılıklarına göre bazı sınıflara ayrılmıştır. Bu ayrımlardan biri de köy-şehir ayrımıdır. “İbn-i Haldun’a göre göçebe-köy hayatı ile yerleşik-şehir hayatı olmak üzere iki toplum şekli vardır. Aynı zamanda bu iki toplumsal kuruluş arasında bir zıtlaşma göze çarpar. Göçebe-köy hayatı, yerleşik-şehir hayatından öncedir.” (Türkdoğan, Köy Sosyolojisinin Temel Sorunları 62).

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diyen Herakleitos’un bu savı sosyolojide de geçerlidir. Birleşik Devletler Sosyolojisi’nde önemli bir aşamayı temsil eden Sorokin’e göre “Fizyolojide kan dolaşımı ne ise Sosyoloji’de de değişme odur.” (41). Ayrıca “H. Spencer de “farklılaşma” ve “tamamlama” adlı iki mekanizmaya dayandırdığı toplumsal evrim teorisini savunmakla değişme kavramını belirlemiştir.” (41). Dolayısıyla değişmenin her yerde mümkün olduğu söyleyebiliriz lakin bu değişimin derecesi toplumdan topluma farklılık gösterir. “Lerner, değişmenin derecesine göre toplumu “geleneksel”, “geçişli” ve “modern” olarak üçe ayırmaktadır ve Lerner’e göre modern toplumlar değişimin en fazla olduğu ucu teşkil eder.” (42).

Modernizasyon Teorisi “global eşitsizliği, toplumların gelişim teknolojisine bağlı olarak açıklayan bir ekonomik ve sosyal gelişim kuramı” (Macionis ve Plummer, Sociology: A Global Introduction 281) olarak açıklanır. Yani modernite gelişmişlik ile orantılıdır. Dolayısıyla modern toplum olmanın öncelikli kuralı şehirde yaşamaktır. Nitekim George Simmel’in “Metropol ve Tinsel Hayat” yazısında belirttiği gibi, “Kent, sokaktan her geçişte, iktisadî, meslekî, toplumsal hayatın hızında ve çeşitliliğinde -ruhsal hayatın duyusal temelleri bakımından- kasaba ve taşra hayatıyla derin bir karşıtlık oluşturur” (86).

“Köy-şehir zıtlaşmasının tarihi gelişimine rağmen köy-şehir ilişkileri günümüze kadar bazen olumlu bazen de olumsuz yönde devam etmiştir. Fakat bütün dinamik gelişmelere karşılık günümüzde metropolitler ile köy ve çiftlikler arasındaki zıtlaşmaların tamamen kaybolduğu söylenemez.” (Tükdoğan, 63). Dolayısıyla köylü ve şehirli insan arasında modernite açısından bakıldığında ortak değerleri, doğa ile olan ilişkileri ve ihtiyaç kavramı bakımından farklılıklar bulunmaktadır.  Bu makalede bahis mevzu olan farklılıklar Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü adlı köy romanı referans alınarak incelenecektir. 

Ortak Değerler 

          “Büyük bir Arap Tarihçisi olan Ibn-i Haldun köy-şehir toplumları arasındaki farkları 9 maddede toplamıştır.” (62). Bu maddeler arasında “birlik”, “beraberlik”, “yaşlıya saygı”, “yardımlaşma” ve “köklü yapı” gibi unsurlar ön plana çıkmaktadır. Ibn-i Haldun bu maddeler arasında kadına saygının da köyde daha fazla olduğunu belirtmiştir ancak Türkiye koşullarında incelediğimizde kadına duyulan saygının şehirlerde daha fazla olduğunu görüyoruz. Bunların yanı sıra, modern şehir toplumlarında değişime önem verilirken köy toplumlarında geçmişteki değerlere sadık kalınır ve bu değerler kuşaktan kuşağa aktarılır. Dolayısıyla köy toplumları içerisinde farklılıkları barındıramaz.

         Yılanların Öcü’nde de aynı değerlere rastlamak mümkün. Birkaç örnek vermek gerekirse; Romanda yaşlı bir karakter olan Irazca’ya saygı duyulduğunu görüyoruz. Mesela “Haceli” adlı karakter Irazca’nın bütün hakaretlerine rağmen ona karşı gelmiyor. Bunun dışında köy toplumunda dini değerlere bağlılığın daha fazla olduğunu gözlemlemek mümkün. Örneğin Haceli yeni yaptıracağı evin arazisinin kullanımı konusunda ilk olarak imama danışıyor ve dini değerleri ön planda tutuyor.

Doğa ile İlişkiler 

Modernite kapsamında doğa boyun eğilecek bir üstünlük olmaktan çıkıp, sıradanlaşmıştır.  Özel’in ifade ettiği gibi, “Modernlik, öznellik ve özgürlüktür. İnsanı hakikatın ölçüsü ve temeli yapmakla öznellik, onu ‘geleneksel’ toplumun tanrımerkezli yapısından kurtarıp tek başına bırakmakla özgürlüktür. (…) Tabiat artık boyun eğdirilmesi gereken bir ‘başkası’dır, sıradan bir nesnedir.” (Medeniyet ve Modernlik 27).  Çünkü köy toplumlarında daha çok karın doyurmak, gelir elde etmek için kullanılan ve sürekli bir mücadele halinde olunan doğa, modern toplumlarda genellikle ruhu rahatlatmak, sağlıklı olmak, saf bir cilde sahip olmak, güzelleşmek vb. gibi amaçlarla kullanılır.

Romanımızda bu konuyu da incelemek mümkün çünkü romanın adı bile doğa ile bir mücadele olduğunu açıklamaya yetiyor. Bunun dışında Irazca ve ailesinin yılan korkusu, bahçede çalışmaları sebebiyle onları tedirgin ediyor. Ayrıca romanda tarladaki işlerin sürekli bir problem olarak karşımıza çıktığını ve diyalogların büyük bir kısmının toprakların verimsizliği ve suyun yetersizliği üzerine olduğunu görüyoruz. Doğaya karşı boyun eğme olduğunu anlatan cümlelerden biri de şöyle; “Eğer hasat zamanı sel gelip her şeyi silip süpürmezse…” (Baykurt, Yılanların Öcü 12). Toprağın boş kalmaması ve bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini şu cümleden anlayabiliyoruz; “Boş yatırma! Harım yap! Çevir dört yanını!” (93). 

İhtiyaç Kavramı 

         Hangi sınıfı temsil ediyorsa etsin, hangi ortamda yaşıyorsa yaşasın bütün insanların bir takım ihtiyaçları vardır. Ancak ihtiyaç tipleri bakımından da köy ve şehir toplumları arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıkları Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi’ni kullanarak bir piramit ile açıklamak mümkündür.

Solunum, yeme-içme, barınma, boşaltım ve cinsel ilişki gibi fizyolojik ihtiyaçlarımız piramidin tabanını oluşturur ve her iki grupta da gözlemlenebilecek temel ihtiyaçlardandır. Bir üst katmana çıktığımızda “güvenlik ihtiyacı” devreye girer. Bu kategori de can, mal, iş, gelir ve aile güvenliğimizden ahlakımızın korunmasına kadar bütün değerlerimizi kapsayan ve her iki grup için geçerli olan ihtiyaçlardandır. 3. katman sevgi ve aidiyet, 4. katman saygı ve itibar ve son katman ise kendini gerçekleştirme kategorisine girer ve yaratıcı olmak, etik olmak, problem çözmek ve önyargılarını kırmak gibi şehir toplumlarının ihtiyaçlarını kapsar. Çünkü köy toplumları teknoloji aracılığıyla doğaya hükmetme noktasında yetersiz olduğu için temel ihtiyaçlarını ve güvenliğini sağlamada zorlanır. Dolayısıyla da üst katmanlardaki ihtiyaçlara ulaşamaz. Buradan şu sonuca ulaşabiliriz; teknoloji Maslow’un ihtiyaç piramidinin üst katmanlarını etkiler ve önyargılarını kırmaya yönelik kaygılar gibi üst düzey ihtiyaçlar şehirliler için geçerlidir çünkü köylülerin bu aşamaya gelene kadar halletmeleri gereken başka sorunları vardır. Bu yüzden teknolojiyi kullanan şehir toplumlarının ihtiyaç olarak gördüğü unsurlar köy toplumlarının ihtiyaçlarından daha fazladır.

Romanımız zaten temel ihtiyaçlardan doğan problemler üzerine temellendirildiği için bu konuda birçok örnek bulunabilir. Çünkü roman Haceli ve ailesinin sağlıklı bir barınma yeri bulması meselesi üzerine gelişiyor. Ayrıca romanda köy toplumlarının temel ihtiyaçlarını anlatan cümlelerden biri şöyle; “Bayram için yaz boyunca Muhtar’ın önünde, ‘Su! Su!’ diye kargalar gibi bağırmak yoktu. Hemen elinin altındaydı; çevir sula, devir sula; sulaması kolaydı.” (12). Romandaki “bekçi” karakteri dünyadaki insanların aç kalmamasının ve yeterince uyuyabilmesinin hayalini kurar. Dolayısıyla benzeri birçok temel ihtiyaçlara sahip olan köy toplumlarının bu ihtiyaçlarını halledip daha üst düzey kaygılara sahip olmasını beklemek yersiz olur.

Sonuç 

Şehir ve köy toplumları arasında her ne kadar farklılık olsa da, bu farklılıkları bariz bir şekilde ayırt etmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Çünkü şehirlerde yaşayan çoğu insan köyden gelmiştir ve tam olarak modern şehirli değerlerini taşımamaktadır. Aynı şekilde köyde yaşayan insanlar da teknoloji ile birlikte değerlerini kaybetmeye başlamışlardır. Sonuç olarak, iki toplum arasında kesin farklılıklar olmamakla birlikte aynı da değillerdir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
WhatsApp
Taban Puanları için tıklayınız.